Manavgat Aşçılar Derneği ve Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu Aşçılık Bölümü

Manavgat Aşçılar Derneği ve Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu Aşçılık Bölümü

Manavgat Aşçılar Derneği ve Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu

Aşçılık Bölümü Ekmekçiliğe Giden yol Eğitimi Verildi

Kısa adı MAD olan Manavgat aşçılar Derneği ve TAFED Başkan yardımcısı İsmail Karataş; Manavgat Aşçılar Derneği olarak Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu Aşçılık Bölümü öğrencileriyle bir eğitim çalışması gerçekleştirdiklerini belirterek “İlerleyen zamanlarda dernek olarak bu tür çalışmalara daha fazla ağırlık vereceğiz. Manavgat Aşçılar Derneği olarak bilgi ve becerilerimizi gerek Üniversite gerekse Aşçılık bölümü bulunan diğer okullarımız bünyesindeki öğrencilerimizle paylaşmak istiyoruz. Öğrencilerimiz bizim için yarının istikbalidir. Onlar Türk Turizminin ve Gastronominin geleceğidir. Onlarla çalışmaktan onur ve gurur duyuyoruz. Bugün bizden öğrendiklerini gelecekte mesleğe yeni başlayan kardeşlerimize aktarmaları en önemli dileğimizdir. Bizlere bugün burada öğrencilerimizle buluşma ve bilgilerimizi paylaşma imkanı sunan başta Okul Müdürümüz Prof.Dr. Hakan Sert Olmak üzere Değerli demo Şefimiz Kamil Çalar İREKS firması tarafından önce teorik ve sonra uygulamalı olarak ekmek yapımı öğrencilere gösterildi. Etkinlikte Yüksekokul Aşçılık Programından Öğr. Gör. Hasan Fehmi Öz, Öğr. Gör. Ahmet Şık, Öğr. Gör. Özcan Utar, Manavgat Aşçılar Derneği Yönetim kurulu üyesi Burhan KARAGÖZ, Doğan ÇOLAK, Kudret DIRBALI Şeflerime de Ayrıca Teşekkür ederim dedi.

Manavgat Aşçılar Derneği Başkanı İsmail Karataş yapılan eğitimde konuşmasına  Ekmeğin nasıl ve nereden geldiğini öğrencilerle paylaştı.

Ekmeğin tarihine göz attığımızda medeniyetlerin tarihi kadar eski olduğunu görürüz. Ekmek, insanoğlunun bilinen en eski, en temel ve önemli gıda maddesidir . Kabul gören en eski hikayeye göre, ateşin bulunuşunun ardından ilk insanlar su ile ıslatılmış ve kendi haline bırakılmış buğday kırmasında gözeneklerin meydana geldiğini görmüşler ve gözenekli kütleyi sıcak taşlar üzerinde pişirdikleri zaman lezzetinin iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Ekmeğin tarihi kuşkusuz yabani buğday ve arpanın tarihi ile başlar.

Yabani buğday M.Ö. 9000 yılları öncesinde küçük kızıl buğday ve gemik(bir çeşit buğday), bir biçimde ehlileşirken, Şeria vadisinde Ceriko’da ve Şam’ın hemen güneydoğusuna düşen Tell Esved’de ekilip biçilmeye başlandı. Bu beraberinde tarım ekonomisinin doğmasının temelini oluşturdu. Ve buğday birkaç kuşak içinde ehlileşti. Cilalı Taş Devrinde Kestane, Meşe Palamudu gibi bazı bitkisel ürünlerin ezilip suyla karıştırdıktan sonra elde edilen hamurun, kızgın taşlar üzerinde ya da kül içerisinde pişirilerek yendiği de bilinmektedir. Yapılan araştırmalardan elde edilen bilgiye göre MÖ. 4000 yıllarında Babilliler özel fırınlarda ekmek pişirmeyi biliyorlardı. Yine MÖ. 4300 yıllarında değirmencilik ve fırıncılık sanatının icra edildiği, yapılan kazılarla elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır. MÖ. 2600 yıllarında Eski Mısırlılar, buğday unu ve su karışımından elde edilen hamura maya kattıklarında ekmeğin daha yumuşak, daha kabarık olduğunun farkına vardılar. Zenginlerin ve soyluların rağbet ettiği bu mayalı ekmekler o kadar değer kazandı ki, Eski Mısır’da bu ekmekler para yerine bile kullanılmaya başlandı. Sümerlerin beslenmesinde arpa ekmeğinin önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. dedi

Kamil ÇALAR Şefimiz konuşmasını slayt gösterimi  ve konuşmalarında şöyle devam etti ,Mısır’lılardan ve Yahudi’lerden fırıncılık sanatını öğrenen Yunanlılar, Doğulularınkine benzer ekmekler yapmağa başlamışlardır. Romalılar “pişmiş buğday” sistemini uzun süre koruduktan sonra M.Ö. 600 yılında Yunanlılardan ekmek yapmayı öğrenmişlerdir. Yunanlılar ve Romalılar tarafından çok önceden beri bilinmekte olan bira mayasının geleneksel ekmek mayasına katılması ile daha yumuşak ve lezzetli ekmek elde edilmiştir. Mısır’dan Roma’ya ve ardından Batı Avrupa’ya yayılan mayalı ekmek, son asırlarda hemen bütün dünyada sofralarda yerini almıştır.

Kentlere olan göç nedeniyle buralarda yoğunlaşan nüfus ile birlikte ev ekmeği de yerini giderek fırın ekmeğine bıraktı.

Türkler’ de genelde ekmek yerleşik düzene geçmeden önceki göçebe dönemde altında ekmek yanan saçta mayasız ekmek olarak yapılır ve buna yufka veya lavaş denirdi. Bunlar uzun süre dayanan ekmeklerdi. Çünkü, 7, 8 kat yufka üst üstte konulup, dürüm haline getirildiğinde sadece dışarıda kalan kısım kurur diğerleri taze kalırdı. Türkler ’in bazlama, büskeç, sinçü, pide gibi adlar verdikleri ekmek çeşitleri, böyle yufka şeklindeki ekmeklerdendi. Dedi

Konuyla ilgili açıklama yapan Manavgat Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Hakan SERT yararlı bir çalışma yapıldığına dikkat çekerek “Manavgat Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı öğrencilerine vermiş oldukları uygulamalı eğitimden dolayı Manavgat Aşçılar Derneği Başkanı Sayın İsmail Karataş’a, İREKS unlu mamuller Şirketine ’de teşekkürlerimi sunuyorum” dedi

 

chef-karatas@hotmail.com
Kullanıcı Sözleşmesi