İLAHİ OLMAYAN DİNLER VE GASTRONOMİ

07.02.2024 05:19
İLAHİ OLMAYAN DİNLER VE GASTRONOMİ

İLAHİ OLMAYAN DİNLER VE GASTRONOMİ

 Ahimsa: Hint geleneğinin önemli bir boyutunu oluşturan öldürmeme ve zarar vermeme ilkesidir. Bazı Budistler vejeteryandır, olmayanlar ise hayvanları Budist olmayanların kesmesi şartıyla yenilebileceklerini kabul ederler. Sarhoşluk veren içkilerin içilmemesi: Beslenmede insanın zaafa uğramasına neden olan ya da zevk veren yiyecek içeceklerden uzak durması gerektiğine yönelik bir ilkedir. Zevk için yenilen yemeğin ızdırap vereceğine inanılır.

Vejetaryenlik belki Budizm’in Hint mutfağına yaptığı en önemli katkıdır. Bugün, Budistlerin pek çoğu vejetaryen bir beslenme sürdürmekte ve türlü et, balık ve yumurtayı yemekten kaçınmaktadırlar. Yaşam boyu vejetaryen olmayan, yarı vejetaryen bir beslenmeyi tercih eden veya sınırlı diyet uygulayan Budistlerin sayısı da oldukça

 Çin Dinlerinde Gastronomi:

 Çin’in millî dinlerinden biri Taoizm’dir. Taoizmin temel felsefesi, hayat biçimi ve olayların tabii akışını önlemeye çalışmama ilkesidir. Lau-Tzu (Lao-Tse) Taoizmin kurucusu olarak kabul edilir. Ruh dinginliği sağlaması ve uzun yaşam için yiyecekler ile ilgili belli bir takım uygulamalar söz konusudur. Bunlar bazen oruç tutmak, bazen de bol bol yiyip içmek vb. olabilmektedir. Hububatın ateşe atılmaması, sığıra ve domuza sahip olunmaması, kanat ve çok baharat yemenin yasak olması, çok değerli kaplarda ve yalnız başına yemek yenilmemesi gibi yasaklar da söz konusudur. Çinliler özellikle eti çok kaynatmayarak ve pişirmeyerek “nesnenin özüne saygı” duyduklarını göstermeye çalışırlar. Benzer şekilde bıçak kullanımını da yemeğe karşı bir saygısızlık, günah olarak görmektedirler. Çin’deki dinlerin en eski ve en büyüğü ise Konfüçyanizm’dir. Kurucusu ise Çin tarihinin en önemli düşünürlerinden biri olan Konfüçyüs’dür. Bir din kurma amacı olmadığı halde adına tapınaklar yapılan Konfüçyüs’ün öğretileri, Konfüçyanizm dini olarak gelişmiş ve 1912 yılına kadar da Çin’in tek resmî dini olmuştur.

Taoizmde olduğu gibi Konfüçyanizm dininde de yiyecek-içeceklerin bir kısmı yin içerikli iken bir kısmı da yang içeriklidir. Yin yeryüzünü temsil eder; olumsuz, pasif, karanlık, dişi ve tahrip edicidir. Siyah renkle sembolize edilir, aya bağlıdır, sonbahar ve kışta güçlenir. Yang ise gökyüzünü temsil eder; olumlu, aydınlık, erkek ve yapıcıdır. Yang’ın güneşe bağlı doğurucu gücü ilkbahar ve yazda artar; kırmızı renk ve tek sayı ile temsil edilir.

Bu inanç aslında insan ve tabiat birlikteliğini açıklamak için kullanılmış, ahlâkî ve sosyal öğretiler için de bir temel oluşturmuştur. Bu inanış beslenme üzerinde de etkili olmuştur. Sağlıklı bir beslenme için Yin ve Yang’ın dengelenmesi gerekmektedir. Beslenmede “orta yol” erdem olarak görülmektedir. Taoizm ve Budizm dinleri kan akıtmayı kınamış ve her manevi kurtuluşa yardımcı olarak bir beslenme tarzının benimsenmesini öngörmüştür. Japon Dinlerinde Gastronomi:

Japonya’nın millî dini Şintoizm’dir. Japonların en uzun yaşayan ırklar arasında yer aldıkları ifade edilmektedir ve bunun en önemli nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarının yer aldığı ileri sürülmektedir. Şinto beslenmesinde pirinç bizdeki ekmeğin karşılığı olarak düşünülebilir ve kutsaldır. Aynı zamanda çay ve çay merasimlerinin de kutsal değeri olduğu kabul edilmektedir (Közleme, 2012: 113). Yiyecek-içecekler ile ilgili bahsedilmesi gereken en önemli hususlar arasında bayramlar gelmektedir. Bu dinde bayramlar üç derecede tasnif edilmektedir. Bir imparatorun tahta geçmesi üzerine kutlanan büyük yiyecek bayramı, yüksek dereceli bayramdır. Bahar başı bayramı, aylık şükran töreni, yeni mahsulün ilahlarca tadılıp denenmesi, hasat bayramı, kamilere (ilahlara) adanan bayramlar ise orta dereceli bayramlardır. Düzenli olarak gerçekleştirilen bayramlar arasında ise hasat için yapılan dualar, dişi yiyecek kamisine ithafen yapılan büyük perhiz bayramı, yeni mahsulün ilahlarca tadılıp denemesi için yapılan bayram, imparatorun pirinçten yapılmış şarap içip yiyecek yediği yeni mahsul bayramı, mutfak ocağı bayramı söz konusudur.

İLAHİ OLMAYANDİNLER VE GASTRONOMİ -4-

Hristiyanlık ve Gastronomi:

Birçok erken Hristiyan, beslenmede geleneksel Yahudi yasaklarını takip etmiştir. Hristiyanlar çeşitli gıda kurallarını gözlemlemiş ve geliştirmişlerdir.

Zamanla Katoliklik ve Ortodoks Hristiyanlığı, bölgelere ve kültüre göre değişen ve genellikle son derece ayrıntılı olan belirli yiyeceklerin (cuma günleri et, Lent sırasında domuz eti ve diğer yiyecekler vb. gibi) tüketilmediği yılın ve haftanın belirli dönemlerini belirlemiştir. Hıristiyanlık’ta, halkın ve ruhban sınıfın yemek kültürünü ve ritüellerini belirleyen bir sistemin olduğu görülmektedir. Kilise tarafından mukaddes kabul edilen günlerde sadece bir öğün yemek yenmesine izin verilmiş, et ve hayvan ürünleri yenmesi  yasaklanmıştır. Hristiyanlıkta, mezhepler arasında birtakım farklılıklar olsa da, genel olarak oruç, günahlardan uzak durmak, yılın belirli zamanlarında ya tamamen yiyip içmekten ya da belirli yiyeceklerden uzak durmak suretiyle gerçekleştirilen bir ibadettir.

Hristiyanlık, Hristiyanların uyması beklenen yiyecek ve içeceklerle ilgili bağlayıcı kuralları içermez. yedi büyük günahtan biri de oburluk ve açgözlülük olarak ifade edilmektedir.

Hristiyanlık dini azla yetinmeyi öngörmektedir. domuz yeme yasağı başlangıçta Hristiyanlık ’ta da bulunmaktaydı. Ancak Hristiyanlığın Avrupa’da yayılmaya başladığı dönemlerde yaşanan kıtlıklar nedeniyle din adamları “domuzun imanın bozmayacağına” yönelik söylemlerde bulunarak, bu yasağın ortadan kaldırılmasını sağlamışlardır.